Kira Avukatı

PEKTAŞ Avukatlık Bürosu olarak kira hukukunda uzmanlaşmış ekibimizle müvekkillerimize profesyonel destek sağlamaktayız. Kiracı–malik ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların çözümünde etkin ve hızlı çözümler üretmekteyiz.

Kira Avukatı Nedir?

Kira avukatı, kira sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar, tahliye davaları, kira tespit davaları ve benzeri hukuki süreçlerde uzmanlaşmış avukattır. Kiracılar ile mülk sahipleri arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar, çoğu zaman profesyonel hukuki destek gerektirir. Çünkü kira hukukunda hem Borçlar Kanunu hem de ilgili mevzuat oldukça detaylı düzenlemeler içerir. Kira avukatı, müvekkilinin haklarını koruyarak hukuki sürecin doğru yönetilmesini sağlar. Ayrıca kira sözleşmelerinin hazırlanması, revize edilmesi veya feshi gibi konularda danışmanlık sunar.

Bu sayede hem kiracılar hem de ev sahipleri yasal risklerden korunur. Özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde kira artışı, tahliye süreçleri veya işyeri kiraları ile ilgili uyuşmazlıkların sıklıkla gündeme geldiği görülmektedir. Bu noktada kira avukatı, tarafların karşılaşabileceği olumsuz durumları önceden öngörerek stratejik çözümler geliştirir. Kira hukukunun karmaşık yapısı, deneyimli bir avukat desteğini zorunlu kılar. Pektaş Avukatlık Bürosu olarak biz de müvekkillerimizin haklarını korumak adına kira hukuku alanında profesyonel hizmetler sunmaktayız.

Kira Hukuku Avukatı Görev ve Sorumlulukları

Kira hukuku avukatının görevleri, yalnızca dava süreçleri ile sınırlı değildir. Kira ilişkisi doğmadan önce sözleşme hazırlığı aşamasında tarafların çıkarlarını koruyacak düzenlemelerin yapılması, kira artış oranlarının yasal çerçevede belirlenmesi ve ihtilafların önceden önlenmesi de avukatın sorumlulukları arasındadır. Kira davaları sürecinde ise mahkemeye başvurmak, delilleri toplamak, dava dilekçelerini hazırlamak ve sürecin en doğru şekilde ilerlemesini sağlamak temel görevlerdendir.

Kiracının tahliyesi, kira bedelinin ödenmemesi, kira tespit talepleri gibi konularda uzman bir avukatın desteği, davanın seyrini doğrudan etkiler. Ayrıca tarafların sulh yoluyla anlaşabilmesi için arabuluculuk faaliyetlerinde de bulunulmaktadır. Avukatın görevi, yalnızca yasal düzenlemeleri uygulamak değil, aynı zamanda müvekkilinin menfaatlerini en üst düzeyde korumaktır. Pektaş Avukatlık Bürosu olarak biz, kira hukukunda hem dava süreçlerinde hem de danışmanlık hizmetlerinde sorumluluğumuzun bilinciyle hareket etmekteyiz.

Kira Hukuku Danışmanlığı

Kira hukuku danışmanlığı, tarafların olası uyuşmazlıklardan korunması için en etkili yöntemlerden biridir. Kiracılar ve ev sahipleri, kira sözleşmesi yaparken ya da mevcut sözleşmelerinde değişiklik yapmayı düşündüklerinde profesyonel destek almalıdır. Kira bedeli, ödeme koşulları, depozito miktarı, tahliye şartları gibi maddelerin doğru şekilde düzenlenmesi ileride çıkabilecek davaların önüne geçer.

Ayrıca işyeri kiraları, kira artış oranları veya kira tespit davaları gibi konular, uzman bir avukatın danışmanlığını zorunlu hale getirir. Pektaş Avukatlık Bürosu olarak kira hukuku danışmanlığı hizmetimiz, müvekkillerimizin hukuki güvenliğini sağlamak ve olası riskleri en aza indirmek için titizlikle yürütülmektedir. Danışmanlık süreci sayesinde taraflar, karşılaşabilecekleri olumsuzluklara karşı önceden hazırlıklı olur.

Kira Davaları Ne Kadar Sürer?

Kira davalarının süresi, davanın türüne ve mahkemelerin iş yüküne göre değişiklik göstermektedir. Örneğin kira tespit davaları, tahliye davaları ya da kira alacağı davaları farklı süreçler içerebilir. Genel olarak kira davalarının birkaç ay ile bir buçuk yıl arasında sürdüğü görülmektedir. Ancak tarafların delilleri sunma şekli, itirazların niteliği ve davanın bulunduğu mahkemenin yoğunluğu sürenin uzamasına sebep olabilir. Bazı durumlarda tarafların arabuluculuk yoluyla anlaşması, dava sürecinin daha kısa zamanda sonuçlanmasını sağlar. Pektaş Avukatlık Bürosu olarak biz, kira davalarının en hızlı ve etkin şekilde sonuçlanabilmesi için süreci titizlikle takip etmekteyiz.

Kiracı Tahliye Avukatı

Kiracı tahliye avukatı, kira sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyen veya yasal sebeplerle tahliye edilmesi gereken kiracıların tahliye sürecini yönetir. Kiracı tahliye süreci, genellikle kira bedelinin ödenmemesi, tahliye taahhüdünün bulunması veya taşınmazın ihtiyaç nedeniyle kullanılacak olması gibi sebeplerle gündeme gelir. Bu süreçte yanlış adımların atılması davanın uzamasına ve mülk sahibinin mağduriyetine yol açabilir. Tahliye davası açmadan önce gerekli ihtarların yapılması, dava dilekçelerinin usule uygun hazırlanması ve delillerin doğru sunulması önemlidir. Pektaş Avukatlık Bürosu olarak biz, kiracı tahliye davalarında müvekkillerimize uzman desteği sunarak sürecin en hızlı ve etkin şekilde sonuçlanmasını sağlamaktayız.

En İyi Kira Avukatları

Kira hukuku alanında deneyim, bilgi birikimi ve titizlik büyük önem taşır. Pektaş Avukatlık Bürosu olarak biz, kira davaları ve danışmanlığı konusunda sunduğumuz başarılı hizmetlerle müvekkillerimizin güvenini kazandık. En iyi kira avukatları arasında yer almak, yalnızca dava kazanmakla değil, aynı zamanda müvekkillerin menfaatlerini en üst düzeyde korumakla mümkündür.

İstanbul Kira Davası Avukatı

İstanbul, kira davalarının en yoğun görüldüğü şehirlerden biridir. Hem konut kiraları hem de işyeri kiraları konusunda çok sayıda uyuşmazlık ortaya çıkmaktadır. İstanbul kira davası avukatı olarak Pektaş Avukatlık Bürosu, bu alanda müvekkillerine geniş kapsamlı hizmet sunmaktadır. Kira tespit davalarından kiracı tahliye davalarına, kira alacaklarının tahsiline kadar pek çok süreçte profesyonel destek sağlamaktayız. İstanbul’da kira davalarının yoğunluğu sebebiyle mahkemelerde süreçler zaman zaman uzayabilmektedir. Ancak doğru hukuki stratejilerle sürecin etkin yönetilmesi, davanın müvekkil lehine sonuçlanmasını kolaylaştırır. Deneyimli ekibimizle İstanbul’daki kira uyuşmazlıklarında müvekkillerimizin haklarını titizlikle savunmaktayız.

 

1. GİRİŞ

Evlat edinme, modern hukuk sistemlerinde aile hukukunun önemli bir parçasını oluşturmakta olup, biyolojik bağ bulunmaksızın hukuki bir aile ilişkisi kurma imkânı tanımaktadır. Bu müessese, özellikle çocukların korunması ve aile ortamında yetiştirilmesi amacıyla büyük bir öneme sahiptir. Türk Medeni Kanunu (TMK), evlat edinme kurumunu detaylı bir şekilde düzenlemekte ve evlatlık ilişkisinin kurulmasıyla birlikte ortaya çıkan hukuki sonuçları belirlemektedir. Bu sonuçlardan en önemlilerinden biri ise evlatlığın miras hakkıdır.

Bu makale, evlatlık ilişkisinin miras hukukuna etkilerini, TMK hükümleri ve güncel Yargıtay içtihatları çerçevesinde kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, evlatlığın evlat edinen ve kendi biyolojik ailesi nezdindeki miras hakları, saklı pay hükümleri ve mirasçılık sırası gibi konular detaylı olarak ele alınacaktır. Ayrıca, Yargıtay'ın bu konudaki farklı yorumları ve uygulama sorunları da değerlendirilerek, evlatlıkların miras hakkının hukuki çerçevesi netleştirilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda, makalenin temel amacı, evlatlıkların miras hakkı konusundaki mevcut hukuki durumu derinlemesine analiz ederek, alana katkı sağlamak ve uygulamada karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri sunmaktır.

2. GENEL OLARAK EVLAT EDİNME MÜESSESESİ

Evlat edinme, Türk Medeni Kanunu'nda (TMK) düzenlenen ve soybağının mahkeme kararıyla kurulmasını sağlayan hukuki bir kurumdur. Bu müessese, evlat edinen ile evlatlık arasında, kan bağı olmamasına rağmen, kanuni bir soybağı ilişkisi yaratır. Evlat edinme ile evlatlık, evlat edinenin ailesine dahil olur ve yasal olarak onun çocuğu gibi kabul edilir.

Evlat edinmenin şartları, TMK'nın 305 ve devamı maddelerinde detaylı olarak düzenlenmiştir. Genel olarak evlat edinenin, evlat edinilecek kişiden en az on sekiz yaş küçük olması şarttır (TMK m. 308). Eşlerin birlikte evlat edinmesi durumunda en az beş yıldır evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş olmaları gerekmektedir (TMK m. 306, ). Eşlerden biri diğerinin çocuğunu evlat edinecekse en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması koşulu aranır (TMK m. 306). Tek başına evlat edinmede ise evli olmayan kişinin otuz yaşını doldurmuş olması aranır (TMK m. 307). Ayrıca, evlat edinmenin küçüğün yararına olması ve evlat edinenin de evlatlığa bakabilecek maddi ve manevi güce sahip olması gereklidir (TMK m. 316). Ayırt etme gücüne sahip olan küçüğün rızası olmadıkça evlat edinilemez (TMK m. 308, ). Ana ve babanın rızası da evlat edinme için temel bir şarttır, ancak bazı istisnai durumlarda rıza aranmayabilir (TMK m. 309, 311, ). Evlat edinme kararı, evlat edinenin oturma yeri mahkemesince verilir ve bu kararla birlikte evlatlık ilişkisi kurulmuş olur (TMK m. 315, ).

Evlatlık ilişkisinin kurulmasıyla birlikte, ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler evlat edinene geçer. Evlatlık, evlat edinenin soyadını alır ve onun mirasçısı olur (TMK m. 314, ). Ayrıca, evlatlığın miras ve başka haklarının zedelenmemesi, aile bağlarının devam etmesi için evlatlığın naklen geldiği aile kütüğü ile evlat edinenin aile kütüğü arasında her türlü bağ kurulur ve kesinleşmiş mahkeme kararı her iki nüfus kütüğüne işlenir (TMK m. 314, ).

3. EVLATLIK İLİŞKİSİNİN MİRAS HUKUKUNA ETKİLERİ

Evlat edinme müessesesi, Türk hukukunda soybağının kurulma yollarından biridir ve bu ilişkinin kurulmasıyla birlikte evlatlık ile evlat edinen arasında önemli hukuki sonuçlar doğar. Bu sonuçlardan en önemlilerinden biri de miras hukukuna ilişkin olanlardır. Evlatlık ilişkisi, evlatlığın yasal mirasçı sıfatını kazanması, saklı pay hakları ve hem evlat edinen hem de evlatlığın kendi biyolojik ailesi içerisindeki mirasçılık durumunu doğrudan etkiler. Bu bölümde, evlatlık ilişkisinin miras hukukuna etkileri detaylı bir şekilde incelenecektir.

3.1. Evlat Edinen Tarafından Mirasçılık

Evlatlık ilişkisinin kurulmasıyla birlikte evlatlık, evlat edinenin yasal mirasçısı haline gelir. Türk Medeni Kanunu'nun 314. maddesi uyarınca, ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler evlat edinene geçer ve evlatlık, evlat edinenin mirasçısı olur. Bu hüküm, evlatlığın evlat edinenin mirasında aynen kan hısmı gibi hak sahibi olmasını sağlar.

Evlatlık, evlat edinenin altsoyu gibi mirasçı olur ve yasal mirasçılık sırasına dahil olur. Türk Medeni Kanunu'nun 500. maddesi bu durumu açıkça düzenler: "Evlâtlık ve altsoyu, evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar". Bu hüküm gereğince evlatlık, evlat edinenin diğer altsoyu (çocukları, torunları) gibi aynı haklara sahiptir.

Evlatlık, evlat edinenin saklı paylı mirasçısıdır. Bu, evlatlığın miras hakkının, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarruflarıyla kısıtlanamayacağı anlamına gelir. Mirasbırakan, mirasının bir kısmını dilediği gibi tasarruf etme hakkına sahip olsa da, saklı paylı mirasçıların (örneğin evlatlığın) yasal miras paylarının belirli bir oranını (saklı payını) zedeleyemez (TMK m. 505). Saklı pay oranları Türk Medeni Kanunu'nda belirlenmiştir ve evlatlığın saklı payı, altsoy için belirlenen yasal miras payının yarısıdır (TMK m. 506, ). Şayet mirasbırakan, ölüme bağlı tasarruflarıyla evlatlığın saklı payını ihlal ederse, evlatlık tenkis davası açarak saklı payını talep edebilir (TMK m. 560, ).

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.04.2024 tarihli kararı, evlat edinenin, evlatlığı mirastan mahrum bırakmak kastıyla yaptığı bağışların, evlatlığın saklı payını zedeleyebileceğini ve bu durumda evlatlığın tenkis davası açarak hakkını arayabileceğini vurgulamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/380, K. 2024/192, T. 24.04.2024, ). Bu karar, evlatlığın miras hakkının korunması açısından önemli bir güvence sağlamaktadır.

3.2. Evlatlığın Kendi Ailesine Karşı Miras Hakları

Evlatlık ilişkisi kurulsa dahi, evlatlığın biyolojik ailesi ile olan kan hısımlığı ilişkisi devam eder. Bu durum, miras hukukunda da önemli sonuçlar doğurur. Türk Medeni Kanunu'nun 500. maddesinin 2. fıkrası açıkça, "Evlâtlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder" şeklinde hüküm içermektedir. Bu düzenleme ile evlatlık, hem evlat edinen ailesine hem de öz ailesine karşı mirasçı olma hakkını korumaktadır.

Bu hüküm uyarınca, evlatlık, evlat edinenin mirasçısı olurken aynı zamanda öz ana ve babasının ve diğer kan hısımlarının da yasal mirasçısı olma özelliğini sürdürür. Dolayısıyla, evlatlık, biyolojik ailesinden birinin vefatı halinde diğer yasal mirasçılarla birlikte miras payını talep edebilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/422, K. 2024/370, T. 10.07.2024, ). Yargıtay 18. Hukuk Dairesi'nin 19.01.2015 tarihli bir kararında da evlatlığın kendi ailesindeki mirasçılığının devam edebilmesinin doğal soybağı ilişkisinin kurulması ile mümkün bulunduğu ve kan hısımlığına dayanan soybağının evlat edinme ile ortadan kalkmadığı vurgulanmıştır (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2014/18203, K. 2015/625, T. 19.01.2015, ). Bu durum, evlat edinme müessesesinin, evlatlığın haklarını genişletici ve koruyucu niteliğini açıkça ortaya koymaktadır.

3.3. Evlatlığın Altsoyu ve Eşinin Miras Hakkı

Evlatlığın vefatı halinde, miras hukukundaki durumu, kendi altsoyu (çocukları) ve eşinin miras hakları açısından önem arz eder. Türk Medeni Kanunu'nun 500. maddesi uyarınca, evlatlık ve altsoyu, evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Bu hüküm, evlatlığın çocuklarının, evlat edinenin mirasında, tıpkı evlat edinenin öz çocukları gibi hak sahibi olacağını ifade eder. Başka bir deyişle, evlatlığın altsoyu, evlat edinenin altsoyu gibi aynı mirasçılık sırasına ve haklarına sahip olacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, evlatlık ve altsoyunun evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olacağını ve evlatlığın altsoyunun varlığının mirasın ikinci zümreye geçmesine engel olacağını belirtmiştir.

Evlatlığın eşinin miras hakkı ise, Türk Medeni Kanunu'nun 499. maddesi çerçevesinde belirlenir. Buna göre sağ kalan eş, evlatlığın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte birini alır. Eğer evlatlığın altsoyu yoksa, eşin miras payı diğer zümrelerle (ana ve baba zümresi, büyük ana ve büyük baba zümresi) birlikte mirasçı olmasına göre değişir. Bu durumda, sağ kalan eşin miras payı, mirasbırakanın hangi zümre ile birlikte mirasçı olduğuna bağlı olarak artabilir (TMK m. 499, ).

Dolayısıyla, evlatlığın ölümü halinde, öncelikle altsoyu ve eşi, yasal mirasçı sıfatıyla miras paylaşımına dahil olurlar. Altsoyunun bulunmaması halinde, eşin miras payı artarken, altsoyunun varlığı durumunda ise eş, altsoyu ile birlikte belirli oranlarda mirası paylaşır. Bu paylaşım, genel miras hukuku prensipleri çerçevesinde, zümre sistemine ve mirasçıların yasal paylarına göre şekillenir. Ancak Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, evlat edinenin kendi mirasbırakanlarından önce ölmesi halinde evlatlığın evlat edinenin mirasbırakanlarına mirasçı olamayacağına hükmetmiştir (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/4608, K. 2023/6019, T. 06.12.2023, ).

4. YARGITAY İÇTİHATLARI IŞIĞINDA EVLATLIKLARIN MİRAS HAKKI

Yargıtay içtihatları, evlatlıkların miras hakkının yorumlanması ve uygulanmasında kritik bir rol oynamaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 500. maddesi, evlatlık ve altsoyunun evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olacağını ve evlatlığın kendi ailesindeki mirasçılığının devam edeceğini düzenler. Bu hükmün uygulamadaki yansımaları, Yargıtay'ın çeşitli daireleri ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında detaylandırılmaktadır.

Yargıtay, evlatlığın evlat edinene karşı mirasçılık sıfatını "kan hısımı gibi" kazanmasını, evlatlığın evlat edinenin altsoyuna dahil olup birinci zümre mirasçısı olarak kabul edilmesi şeklinde yorumlamaktadır. Bu durum, evlatlığın varlığının mirasın ikinci zümreye geçmesini engellediği sonucunu doğurur. Ayrıca, evlat edinenin başkaca altsoyunun bulunmaması halinde, tek mirasçının evlatlık olacağı ve bu durumda Maliye Hazinesi'nin mirasçı olamayacağı Yargıtay tarafından teyit edilmiştir (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/915, K. 2023/1832, T. 30.03.2023, ).

Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, evlatlığın altsoy hâline gelmesinin kan bağına değil, TMK m. 500'deki özel düzenlemeye dayandığını vurgulamıştır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2518, K. 2021/1155, T. 05.10.2021, ). Bu karar, evlatlığın mirasçılığının tek yönlü ve sınırlı olduğunu, evlat edinenin hısımlarına sirayet etmediğini belirtmektedir. Dolayısıyla, evlat edinilen sadece evlat edinenin mirasçısı olup, evlat edinenin ölümünden sonra evlat edinene gelecek mirasta bir hak iddia edemeyecektir. Bu içtihat, evlatlık ilişkisiyle kurulan soybağının kan bağına dayanan soybağından farklı olduğunu ve miras hukukundaki etkilerinin bu özel hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına ilişkin olarak ise, Türk Medeni Kanunu'nda geçerli şekilde kurulan bir evlatlık ilişkisinin sona erdirilmesine olanak tanınmamaktadır. Evlatlık ilişkisi ancak, evlat edinme koşullarına ilişkin eksikliklerin bulunması durumunda mahkeme kararıyla ortadan kaldırılabilir (TMK m. 317, 318, ). Bu davaların açılması da hak düşürücü sürelere tabidir (TMK m. 319, ). Yargıtay, evlatlık ilişkisinin kaldırılması talebinde hukuki yarar şartını aramaktadır. Örneğin, kendisini evlat edinen kişinin vefatından sonra onun kardeşinin evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını istemekte hukuki yarar bulunmadığına karar vermiştir, zira bu durumun talep edenin mirasçılığına bir etkisi olmayacaktır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2008/9407, K. 2009/12910, T. 01.07.2009, ). Bu, hukuki işlem güvenliğinin ve kurulmuş bir aile bağının istikrarlı bir şekilde devam etmesinin öncelikli olduğunu göstermektedir.

5. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu makalede, Türk Medeni Kanunu ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde evlatlıkların miras hakkı detaylı bir şekilde incelenmiştir. Evlat edinme müessesesinin, evlatlık ile evlat edinen arasında soybağına benzer bir ilişki kurması ve bunun miras hukukuna yansımaları üzerinde durulmuştur.

Temel bulgularımız, evlatlığın evlat edinenin yasal mirasçısı olduğu ve diğer yasal mirasçılarla aynı haklara sahip olduğunu göstermektedir. Türk Medeni Kanunu'nun 500. maddesi uyarınca, evlatlık, evlat edinenin altsoyu gibi mirasçı olur ve saklı payı da bulunmaktadır. Bununla birlikte, evlatlığın kendi biyolojik ailesiyle olan miras ilişkisinin de devam ettiği, bu durumun uygulamada bazı karmaşıklıklara yol açabileceği tespit edilmiştir.

Mevcut durumun analizi, Yargıtay kararlarının evlatlıkların miras hakkını koruma yönünde bir eğilim gösterdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle evlat edinene karşı mirasçılıkta altsoy gibi kabul edilmeleri ve saklı paylarının korunması yönündeki içtihatlar bu koruyucu niteliği pekiştirmektedir. Ancak, farklı Yargıtay kararları arasında içtihat farklılıklarının bulunduğu ve bu durumun hukuki belirsizliklere neden olabileceği de gözlemlenmiştir. Özellikle, evlat edinenin kendi üstsoylarından önce ölmesi durumunda evlatlığın, evlat edinenin mirasbırakanlarına mirasçı olamayacağı yönündeki kararlar dikkat çekicidir.

 

6. KAYNAKÇA

  • Türk Medeni Kanunu (TMK) Madde 306, 307, 308, 309, 311, 314, 315, 316, 317, 318, 319, 499, 500, 505, 506, 560
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2008/9407, K. 2009/12910, T. 01.07.2009
  • Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/915, K. 2023/1832, T. 30.03.2023
  • Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/4608, K. 2023/6019, T. 06.12.2023
  • Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2014/18203, K. 2015/625, T. 19.01.2015
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2518, K. 2021/1155, T. 05.10.2021
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/380, K. 2024/192, T. 24.04.2024
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/422, K. 2024/370, T. 10.07.2024